BİLDİRİ DETAY

Zeynep DEMİRCİ
AVRUPA’DA SEMBOLİK ŞIDDET VE GÖÇMENLER
 
Sembolik şiddet, toplumsal hiyerarşinin olağan kabul edildiği, kimi zamanda şiddet uygulanan kesimin de olumsuz temsillere boyun eğdiği ve sistem tarafından bu hiyerarşinin kendi meşruluk zeminini kazandığı bir süreç olarak değerlendirilebilir. Sembolik şiddet aynı zamanda baskı altındaki grubun kendini değersizleştirme sürecine de eşlik etmektedir. Avrupa’da baskın grubun ya da yasal gücü elinde bulunduranların uyguladığı ve her alanda gözüken sembolik şiddetin toplumsal hayattaki en görünür sorunsal yansıması göçmenler ve göçmen kökenlilere yönelik olanıdır. Avrupa devletlerinin kolonyal geçmişine dayalı tarihsel ortaklık temelinde gelen göçmenler ve işçi antlaşmalarıyla gelen göçmenler, günümüz Avrupa toplumlarında ayrımcılık meselesinin temel unsurları olmuşlardır. İlk kuşağın Avrupa’da doğup büyüyen ve çoğunlukla yaşadıkları ülkenin vatandaşları olan çocukları ise yeni Avrupa göçmen gençlik kuşağını oluşturmaktadır. Bu kuşak sembolik şiddetten en çok etkilenen grubu oluşturmaktadır. Bunun toplumsal hayatta somutlaştığı alanlar ise iş ve eğitim alanlarıdır. Göçmen çocuklarının belli sektörlerde tutunamaz oluşu ve prestijli okullarda eğitim alma oranının genel nüfusa göre düşüklüğü çarpıcı boyutlardadır. Her ne kadar işe alımlarda “anonim cv” uygulamasının yapılması gibi ayrımcılıkla mücadele yöntemleri uygulansa da toplumun genelinde içselleştirilmiş hiyerarşinin doğal bir düzen içerisinde işlediği ve gerçek bir eşitliğin tahsisi konusunda ciddi zorluklar olduğu gözlenmektedir. Bu çalışmada Avrupa’daki, özelde ise Fransa’daki göçmenlerin mesleki ve eğitim hayatına uyum süreçleri ve bu süreçte karşılaştıkları zorluklardan hareketle göçmen figürünün olumsuz toplumsal temsilleri sembolik şiddet kavramı üzerinden tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Göçmen, sembolik şiddet, ayrımcılık



 


Keywords: